-kimse olamadığımı ve senin de olamayacağını anlattığım satırlara hoşgeldin.
-düşmeden önce sendelediğimi gören kimseyi tanımadım.
-yetişirim sanıp arkasından koştuğum her şeyi çoktan geçmiş olduğumu fark ettim. en büyük acım buydu.
-işin garip yanı o kadar çok aradım ki neyi aradığımı unuttum.
-beşiğimden kalktım, yıllar sürecek bir günahı yüklenerek.
-görünmediğim gibi biri olmam, gördüğünüz gibi biri olmak istemediğimdendir belki.
-mutluyum. mutluyum boşlukları doldurmayıp büyütmeye başladığımdan beri.
-animal kingdom'ın 4.sezon son bölümünde janine ''bazı insanların kanında ebeveynlik yoktur.'' demişti. aklımdan hiç çıkmadı ve babamdan nefret etmeyi o gün bıraktım.
-kendi içimde dolaştıktan sonra öylece yürüyen insanların içinde dolaşıyorum. hepsi de birer zavallı gibi yürüyor. her gün ortası nereye gittiğimi bilmeyen beni sokağın ortasında bırakıp nereye gittiğini bilen insanların evinde kalıyorum. kendi içimdeki çokluktan nefessiz kalıp yabancıların hiçliğinde nefes alıyorum. nefeslerimde kesik kesik olduğundan üzerime bir rüzgar esip burun deliklerimi esir aldığında içime çekmekten başka çare bırakmayışıyla tamlanıyorum.
-hiç düşündünüz mü, ''kendimde neyi değiştirmek isterdim'' diye? eğer cevabınız 3'ten fazlaysa tebrikler, kötü birisiniz. işte yaşamayı becermek bu kadar zor.
-ama biz eskimiştik ve şimdi, karanlık odada rüzgarla dans eden perde, daha canlıydı bizden.
-sonunun güzel olacağından emin olduğum yolda kan kusacak kadar gözü karayım, ama çıkmaz olduğunu bildiğim sokakta düşe kalka yürüyecek kadar aptal değilim.
-hatırlatmak zorunda kalmadan hatırlanmak asıl önemli olan. sessizken bile duyurabildiğiniz çığlıklar. hatırlanmak için bir şey yapmanız gerekiyorsa, hiç düşünülmemişsiniz demektir.
-işiniz düşer de akmar pasajı'na uğrarsanız. sahaf 7: fatih amca. lütfen es geçmeyin. bir çay için. benim de selamımı söyleyin.
-duygusuzlukla övünen insanlar gördüm. hissetmemeyi erdem, kendini geri çekmeyi korunma, kalbinin etrafına ördüğü duvarları güç sanan insanlar. oysa bana hep acınası göründüler. çünkü insanın kendinden kaçmasını beceri zannetmesinden daha trajik çok az şey vardır.
anlayamadıkları şey şuydu:
asıl güç, duyguların yokluğunda değil onların ağırlığı altında ezilmeden ayakta kalabilmekte. insan içinde kopan fırtınaları susturduğu için değil onların uğultusunu sonuna kadar duyabildiği hâlde yoluna devam edebildiği için güçlüdür. her duygudan kaçıp, kendimizi robotlaştırdıktan sonra insan olmanın ne anlamı var? olabilecek ihtimallerden onlarla yüzleşip cesurca göğüs germeden, daha onları görmeden saklanıp köşeme çekiliyorsam, ben güçlü müyüm, yoksa korkak mı?
acıyı, özlemi, sevgiyi, korkuyu ve kırılganlığı tüm çıplaklığıyla yaşayabilmek hiçbir savunma kalkanının arkasına saklanmadan ve hiçbir hissi inkâr etmeden kendi ruhunun derinliklerine bakabilmek gerçek cesarettir. çünkü duygularından vazgeçmek güç değil yalnızca korunma içgüdüsüdür.
kalbi kırılma ihtimalini göze alarak sevebilmek kaybetme ihtimalini bilerek bağ kurabilmek incinmeyi göze alarak yaşamaya devam edebilmek... işte insanın gerçek gücü burada yatar.
güçlü olan hissetmeyen değil hissettiği her şeye rağmen hissettiği yoğun duyguları yaşamaktan vazgeçmeyendir. güçsüz ve korkak olan ise kırılmaktan öylesine korkar ki sonunda kendini koruyabilmek uğruna kendini duygularından kendi hakikatinden ve yaşayabileceği bütün ihtimallerden mahrum bırakır.
asıl güç bu duyguları kalbin kırılmasından korkmadan onlarla baş edebilmek. asıl güçsüz ve korkak ise kırılma korkusuyla kendini koruma ihtiyacı duyan ve bu uğurda kendini duygularından ve yaşayacaklarından mahrum bırakandır.
-karanlık koridorlar benim. karanlık geceler benim. yazı benim, koyak benim. yazıya şehvetli kâğıt, kâğıda düşen kalemim. ben bir izim; unutmayan, belleği taşlaşan... belleği bir öce dönüşen ve bir öçle öpüşen.
o kadın benim: kutsal ve dünyevinin zehirli bir karışımı. sesi intikam ve şiddet, erotizm ve ürkütücülük kokan. gerçekleri bedenin fiziksel anatomisinde, kanın tadında ve aşk dolu sevişmelerin sersemliğinde yatan o kadın. dünyası suçlular ve kurbanlar, et ve kemik, yabancılaşma ve coşku, delilik ve ölümden oluşan; hayatta kavga etmekten ve sevişmekten daha fazlası olabileceğine dair belirsiz hisler taşıyan.
kurtuluşu kefaret olan o kadın benim. daima bir ah ile anılan, sözcükleri gözyaşı değil, zehir saçan... gözleri bir kıpı şehlâ olan; yok olmuş bir arzunun düşünü sadakatle sürdürmeye çalışan ve ruh arılığına ulaşmak için yaşayan. savcılığı beceremeyen, yargıdan ürken, savunmanın ise itici geldiği o kadın...
büyüdükçe yutan, yuttukça kalbi bulanan, alevlerin arasında doğan benim. günahlarını beşikten beri taşıyan, hep yarım kalan, hiçbir ruha tam dokunamayan, hiçbir tene tam doyamayan... bıçak ruhunda dehşet bir fısıltı gibi ilerleyen ve tam ensesinde kalan, ruhuna bir hayat yakıştıramayan o kadın, benim.
-doğmasını istediğim şeylerin ölümüne şahit oldum. üstelik hiç doğmadan öldüler, içimde öldüler...
-zihnine hapis insanlar var. acınası insanlar. zihnine sıkışmış, zihninden kaçamayan. her çıkış denemesi bir başka çöküş olan. her özgürleşme teşebbüsünün sonu esarete çıkan. en büyük cezaları, kendi kafalarının içleri olan. yalnız doğan, yalnız ölecek olan.
-her şey dağınık. saçlar. yatak. sözcükler. hayat. kalp.
-içindeki enkaz, enkazın durmadan öksürten tozu. içindeki ateş, bir türlü tutuşmayan o ateş.
-ruhunu asla vermez. arayana da buldurmaz.
-bir yatak, iki ten ve arasındaki uçurum.
-içiniz dışınız sevgi ile doluysa, her şeye rağmen kazandınız demektir. kutlayacak bir şeyleriniz var ise hala, şükretmeniz gerekir tanrıya.
-ne zaman ölmeye başlarsın biliyor musun. daha çok düşünüp, daha az hissetmeye başladığında.
-sürükleniyor herkes. savruluyor rüzgarda. kimse tutmuyor birbirini, kimse zaten tutunamıyor da.
-sevişmek onun için bir arınmaydı, benim içinse kirletmek. yeniden doğuştu onun için, benim içinse biraz daha ölmek. bir tutunuştu onun için, benim içinse bırakmak daha fazla. öyleyse yapma, dokunma bana.
-o ölüydü, bense ona ruh üflemeye çalışan bir zavallı.
-dünyadaki en güzel şey ait olmak. kendini vermek. baktığın şeyde kendini görmek; gördüğünün sana ait olduğunu, seninle tamamlandığını bilmek. bağın kuvveti. sarsılmayan bağın kuvveti. birbirine ait olanların birbirine emanet kalması. seninim diyebilmek. isteyerek , içinden gelerek diyebilmek.
-iki insanın birbirini gerçekten sevdiğinin en büyük delili, birbirine ''huzur'', ''konfor'', veya ''sakinlik'' vermeleri değil, birbirlerine ''birbirlerini'' vermeleridir...
Devam edecek.
ekşi sözlük - @sleoria
1000kitap - @iIIusion
Yorumlar
Yorum Gönder